Algı, yaşam içerisinde sabit veya değişmez bir gerçeklik değildir.
Aksine; neye baktığımız, nereden baktığımız, nasıl baktığımız ve hangi zihinsel gözlükle baktığımız ile şekillenen kişiye özgü dinamik bir süreçtir.
İşte tam da bu nedenle algı; gerçekliğin kendisi olmaktan çok, belki de zihnimizde yarattığı gerçeklik dışı yansıması da olacaktır.
Bu yansıma, duygular devreye girdiğinde daha da kırılgan bir hâle gelebilir.
Korku, aidiyet, öfke ya da beklenti gibi güçlü duygular; algıyı hızla yönlendirir ve bireyi, gerçekte olmayan sonuçlara ikna edebilecek kadar etkili ve güçlü olabilir.
Bu noktada algı, aydınlatan bir araç olmaktan çıkıp; yanıltıcı bir pusulaya dönüşecektir.
Algı ve Ahlaki Etik: Sınır Nerede Başlar?
Ahlaki etik, algının karşısındaki ilk ve en güçlü denge unsurudur.
Etik; yalnızca “yanlış yapmamak” değil, yanlışa giden zihinsel yolları da önceden fark edebilme ve önleme becerisidir.
Algı yönetiminin yoğun olduğu dönemlerde etik zayıfladığında şu riskler ortaya çıkacaktır :
Yapılabilir olan, yapılması gerekenle karıştırılır.
Başarı, doğruluğun önüne geçer.
Niyet, sonuçla meşrulaştırılır.
Oysa bireysel ve kurumsal etik, kendimize şu soruyu sormasını sağlamalıdır :
“Bunu yapabiliyor olmam, yapmam gerektiği anlamına da gelir mi?”
Bu soru sorulmadığında algı, kararların yerini alacak ve muhakeme ise geri çekilecektir.
Kurum Kültürü: Algının Kurumsallaştığı Yer
Algı yalnızca bireysel bir mesele değildir. Kurumlar da algılar üzerinden düşünür, karar alır ve davranırlar. Kurum kültürü, bu algıların kalıcı hâle geldiği zemindir.
Sağlıklı bir kurum kültürü :
Algıyı yönetmeye değil, gerçeği anlamaya odaklanır.
Farklı görüşleri tehdit değil, denge unsuru olarak görür.
“Herkes böyle yapıyor” cümlesini gerekçe olarak kabul etmez.
Zayıf kurum kültürlerinde ise algı zamanla norm hâline gelir. Yanlış uygulamalar meşrulaşır, sanmalar kurumsal kabullere dönüşür.
Bu durum, yalnızca iç işleyişi değil; kurumun kamuoyuyla kurduğu ilişkiyi de doğrudan etkiler.
Kamu İlişkileri: Algı Yönetimi mi, Güven İnşası mı?
Kamu ilişkileri, çoğu zaman algı yönetimi ile karıştırılır. Oysa bu iki kavram arasında temel bir fark vardır.
Algı yönetimi kısa vadeli etki üretir.
Etik temelli kamu ilişkileri ise uzun vadeli güven inşa eder.
Kamu ile kurulan ilişki, gerçeğin süslenmesi üzerine değil; tutarlılık, şeffaflık ve süreklilik üzerine kurulduğunda anlamlıdır.
Aksi hâlde kurum, ne kadar güçlü bir iletişim dili kullanırsa kullansın, zamanla inandırıcılığını kaybeder.
Güven kaybolduğunda ise algı yönetimi artık işe yaramaz; çünkü kamuoyu, söylenene değil, bu noktada niyetinize bakar!
Muhakeme Yeteneği: Üçgenin Merkez Noktası
Ahlaki etik, kurum kültürü ve kamu ilişkilerini bir arada tutan temel unsur muhakeme yeteneğidir.
Muhakeme;
Aklı,
Bilimi,
Ahlakı
Aynı anda çalıştırabilme disiplinidir.
Bu disiplin kaybolduğunda, bireylerde kurumlarda başkalarının algılarına teslim olurlar. Oysa doğru bilgiyle donanmış, eleştirel düşünebilen bir zihne sahip bireyler ve kurumlar; algının yönlendirmesine değil, hakikatin gücüne ve sorumluluğuna odaklanacaktır .
Sonuç: Algı Değil, Sağduyu ve Vicdan Rehber Olmalı
Duygular insani ve değerlidirler. Ancak karar mekanizmasında yönetime geçtiklerinde, algıyı gerçeğin önüne koyabilirler.
Bu nedenle bireyler ve kurumlar için en güvenilir pusula; sağduyu ile desteklenen etik muhakeme ve vicdan yol gösterici olacaktır.
Algının güçlü olduğu çağlarda asıl mesele, algıyı iyi yönetmek değil; algıya rağmen doğruyu yapabilme iradesini koruyabilmektir.
Çünkü sürdürülebilir itibar, güçlü iletişimden değil; tutarlı bir ahlaktan doğar.
Beyhan Erkol



