Kişisel GelişimFaydalı BilgilerPazarlama

Teşvikle İş Kurmak mı, İş Kurup Teşviki Katalizör Görmek mi?

Teşvikle İş Kurmak mı, İş Kurup Teşviki Katalizör Görmek mi?
O
Yazan:Ozan Koşar
14 Şubat 2026
2 dakikalık okuma75 okunma

Son yıllarda girişimcilik ekosisteminde en çok duyduğum cümle şu:
“Hocam destek çıkar mı?”

Eskiden “müşteri var mı?” diye sorulurdu. Şimdi ilk soru destek.

Türkiye son 2–3 yıldır ekonomik olarak daralan bir iklimden geçiyor. Kamu bütçeleri sıkılaştı, kaynaklar daha seçici kullanılmaya başlandı. Bu değişimin doğal sonucu olarak teşvik mekanizmasının yönü de değişti. Destekler artık daha net biçimde katma değerli üretim yapan, ihracat potansiyeli olan, teknoloji odaklı firmalara kayıyor.

Makro perspektiften bakıldığında bu stratejik bir tercih.
Ancak mikro ölçekte tablo farklı.

Destek alarak büyümek isteyen küçük işletmeler, özellikle yeni kurulan girişimler için süreç daha zorlayıcı hale geldi. Girişimcilik / İş Geliştirme Destek Programı kapsamında son iki yıldaki başvurulara baktığımızda, onay oranlarının yaklaşık %12 seviyelerinde kalması dikkat çekici. Bu oran sadece istatistik değil; bu oran, yüzlerce hayalin dosya klasörlerinde kalması demek.

Aylarca hazırlanan projeler, yapılan fizibiliteler, kurulan bütçe tabloları…
Ve sonuç: Ret.

KOSGEB’in son çağrısında bu tabloyu bir nebze dengeleme çabası görüldü. İş Geliştirme Desteği reddedilen kadın ve genç girişimciler için; belirli bir puan eşiğini geçen ve en az bir personel istihdam edenlere yönelik kredi finansman desteği devreye alındı. Bu, önemli bir psikolojik eşik. En azından sistem şunu söyledi: “Seni tamamen görmezden gelmiyorum.”

Ancak diğer tarafta FRIT-2 finansman desteğinin yaklaşık 2.000 firma ile sınırlandırılması, on binlerce başvuru arasından büyük bir kitlenin yine dışarıda kalmasına yol açtı. Kaynak sınırlı olabilir. Fakat burada asıl mesele kaynak değil, beklenti yönetimi.

Benim kanaatim şu:

Başvuru yapabilecek firmaların asgari teknik, mali ve operasyonel yeterlilikleri mevzuatta çok daha net tanımlanmalı. Başvuru sayısı ile desteklenecek firma sayısı arasındaki uçurum bu kadar büyük olmamalı. Onay oranları %10–15 bandında kaldığında sistem girişimciyi motive etmez; yorar.

KOSGEB’in elinde yıllara dayanan veri var.
Hangi sektörler başarılı oluyor?
Hangi ölçek tutunabiliyor?
Hangi finansal yapı sürdürülebilir?

Verisi olan kurum, çerçeveyi daha net çizebilir. Şartlar doğru belirlendiğinde hem başvuru kalitesi artar hem de destek alan oranı daha makul seviyelere gelir.

Ancak tüm bu tartışmaların ötesinde, girişimciler için söylemem gereken daha temel bir gerçek var:

Devlet desteğine güvenerek iş kurulmaz.

Teşviki ana gelir kalemi gibi görmek, nakit akışını destek çıkacağı varsayımı üzerine kurgulamak ciddi bir risk. Destek gelmezse sistem çöker. Oysa sağlıklı model şu olmalı:

İş kendi ayakları üzerinde durur.
Nakit akışı kendi dinamiğiyle döner.
Devlet desteği geldiğinde büyümeyi hızlandırır.

Teşvik bir oksijen tüpü değildir.
Bir turbo etkisidir.

Sonuç olarak mesele “destek var mı?” sorusundan önce “iş modeli sürdürülebilir mi?” sorusunu sormakta yatıyor. Ekonomik gerçeklik sert olabilir, bütçeler daralabilir, çağrılar sınırlı kalabilir. Ama sağlam kurulan işletmeler için teşvik bir lütuf değil, bir kaldıraçtır.

Ve belki de asıl dönüşüm, girişimciliği “destek kovalamak”tan çıkarıp “değer üretmek” eksenine taşımakta yatıyor.


Etiketler

#teşvik#kosgeb#destek